23 Şubat 2012 Perşembe

Noktalar

Evet, kendinden bahsedemeyen bencağız, bir seneden uzun bir süredir burayı boşlamış bulunmaktayım.Bu bir sene boyunca neler oldu:

İki proje daha verip mezun oldum sonunda.Tek cümlelik bir durum gibi gözükse de 6.5 sene süren üniversite hayatının bitmesi anlamına geliyor ki bu sürede 3 üniversite görmüş bir insan olarak garip uzun geçti. Lise hayatından daha uzundu belki. Bir çok sıkıntım bu dönemde yüzüme vuruldu, ağır depresyonlarda yüzüp erasmustan erken mi dönmedim. Burada da toparlayamayıp sonrasında ben doktora gideceğim mi demedim neyse. Bu günler de geçiyor işte öyle böyle. Üniversiteye başladıktan sonra büyüklerimin büyük bir kısmını kaybettim. Daha önce cenazelerde ne yapılır bilmiyordum bile. Bunun gibi tatsız olaylar dışında, bir sürü iyi insan tanıdım. Bir sürü gece dışarı çıkıp eğlendim. Eskisine göre epey ilerlettim klasik gitarı, viyolayı boşladım ama hala aklımda. Bol bol dizi film oyun derken geceleri gündüz ettim, yaptım bunları. Zaten son 3 dönemdir haftada 2 gün okula gidiyordum. İzlediğim dizi sayısı 214324363 gibi bieşye ulaşmıştı aslında. Bundan kelli epey bir kilo aldım. Obez olarak varolan ben üniversite hayatı boyunca 20 kilo gibi dev bir kütleyi bünyeme kattım. Bundan dolayı gurur falan duymuyorum tabii ki.

Neyse saçma sapan şeylerle dolu seneler. Bu zaman süresince zaman kullanımını felaket boyutlara getiren ben, artık insiyatifi elime almak zorundayım. Düzen güzel bir şey. Bazıları ne kadar salaş ve rahat olmanın daha yaratıcı ve olumlu olduğunu düşünse de ben düzenin iyi olduğunu düşünüyorum. Sabah kalktğın akşam yattığın saatlerin insani saatlerde olması, uyanık olunan süre boyunca mantıklı zamanı değerlendirmek, oturup mal mal monitöre bakmaktansa kalkıp yığılan bulaşıkları halletmek gibi. Zaten burada sorun bunun bilincinde olup gerekli kararlılığı gösterememekten kaynaklanıyor bence. Üç gündür sabah 10.30 a alarm kurup 13-14 gibi kalkınca kendime ne kadar söz geçirebildiğimi anladım.

Future.me diye bi site vardı, kendine mail yazıp gelecekteki sana yolluyordun falan, ne zaman gelecek acaba benim mail? Ne yazmıştım hiç hatırlamıyorum.

2 Şubat 2011 Çarşamba

İnsan ailesinin yanında daha çok hissediyor zamanın geçişini. Doğduğun andan beri yanında olan insanların günden güne eriyişleri, bu süreci katalizleyen olaylar ve yıllara dayanmış eski evlerin her bir sallantıda biraz daha dikmelerinin kayması her şiddetli yağmurda ahşap kaplamalarının şişerek bozulmaya başlaması, kurtlara ev sahipliği yapması gibi göz göre göre kayıp gitmeleri zaman denen acımasız ve kuralcı varlığın çarklarını nasıl da çevirmeye devam ettiği gerçeği ile yüzyüze gelmeye neden oluyor.
Onlar seni her gördüklerinde aynı çocuğu görüyorlar belki ama sen onlara baktığında onlardan kopup giden yılları görüyorsun.

Eve seyrek gelmenin en kötü yanı bu olsa gerek.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Korkak

Hayatımda gördüğüm en korkak kişi sanırım benim.

17 Mart 2010 Çarşamba

Haftanın Şarkısı

Bu hafta editörlerimiz çalışmamayı kendilerine bir borç bilip genel olarak yattıklarından dolayı gene bana kaldı haftanın şarkısı bölümü.

İlk şarkımız The Doors'tan geliyor. Uzun zamandır kayıtsızlığıma devam edip son bir-iki haftadır ilgilenmeye başladığım bir grup kendisi.

The Doors -People are Strange




People are strange when you're a stranger
Faces look ugly when you're alone
Women seem wicked when you're unwanted
Streets are uneven when you're down

İkinci şarkımız da Nina Simone'dan geliyor efenim, bu arada giderek eski şarkıları daha çok dinlemeye başladığımı farkettim.Şarkı ile ilgili birşeyler yazacaktım ancak, şarkının sözleri yeterince açıklayıcı :


Ain't Got No (I Got Life) - Nina Simone
I ain't got no home, ain't got no shoes
Ain't got no money, ain't got no class
Ain't got no skirts, ain't got no sweater
Ain't got no perfume, ain't got no bed
Ain't got no mind

Ain't got no mother, ain't got no culture
Ain't got no friends, ain't got no schooling
Ain't got no love, ain't got no name
Ain't got no ticket, ain't got no token
Ain't got no God

And what have I got?
Why am I alive anyway?
Yeah, what have I got
Nobody can take away?

Got my hair, Got my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobs
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex

I got my arms, Got my hands
Got my fingers, Got my legs
Got my feet, Got my toes
Got my liver, Got my blood

I've got life , I've got my freedom
I've got the life

I've got the life
And I'm gonna keep it
I've got the life
And nobody's gonna take it away
I've got the life

15 Mart 2010 Pazartesi

Kaygı ;

Kişinin "kendi"sini özgürlük olarak kavraması; insanın geçmişi ve geleceği arasındayken, kendisini , kendisiyle hiçlik arasında bir kayma olarak yakalaması, anlaması, bu yüzden de kendisini sürekli olarak seçme zorunluluğu içinde bulması, bu seçiş anını anlamlı kılacak değerlerin geçerliliğini garantileyecek hiçbir şey olmaması.

İnsanın özgürlüğü karşısında bir baş dönmesi, göz kamaşması.

"Rollo May- Yaratma Cesareti adlı kitabın dipnotlarından."

3 Mart 2010 Çarşamba

27 Şubat 2010 Cumartesi

Flight of the Conchords!


Bunlar böyle iki Yeni Zelandalı müzisyen-komedyen ikilisi, bunlar gidip HBO'da iki sezonluk bir dizi yapmışlar. Hatta müzikalvari birsürü çarkı söylemişler içinde ; kısacası kafa dağıtmak için birebir. Hatta çok sevdiğim bir bölüm buradan gelsin siz sevgili takipçilerime :
The Humans are DEAD!


Binary solo kısmına bayılıyorum ahaha. 0000001 00000011 0000000111 00001111 !